logo

SAMSUN’UN ZEYTİN ORMANLARIYLA KAPLI OLDUĞUNU BUGÜN KAÇINIZ BİLİYOR?

Ferruh ÇETİN’den anılar…

SAMSUN’UN ZEYTİN ORMANLARIYLA KAPLI OLDUĞUNU BUGÜN KAÇINIZ BİLİYOR?

Siz de farkındasınız her halde. Son aylarda tarihe ve efsanelere iyice merak saldık.
Bugün de yine tarihin yüz yıllar öncesindeki ünlü gezginlerin peşlerine düşdük.
Konumuz Samsun olduğu için seyyahların daha çok Samsun hakkında yazdıklarına odaklandık.
Mesela 40 yılını at üstünde tüm Osmanlı topraklarını dolaşmakla hayatını geçiren ünlü seyyah Evliya Çelebi’den tutun da, yine ünlü İngiliz gezgini Moltke, Macdonal Kinner ve Katip Çelebi’nin Samsun hakkında yazdıklarını sayfamıza almaya çalıştık.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN GÖZÜYLE SAMSUN
İncelemelerimizden anlıyoruz ki; 1645 Yılında Samsunu ziyaret eden Evliya Çelebi şunları yazmış:
“Canik toprağında voyvodalıktır. Emanettir 150 Akçalı kazandır. Yeni çeri serdarı, kethüdası, kale dizdarı ve neferleri vardır. Halkı tümüyle gemici ve kendirci olup, avam takımı yoktur. Fakat pekça temiz giyerler. Şehir, Sinop tarafına düşer. Kalesi deniz kıyısında sağlam bir taş yapıdır. III. Mehmet döneminde Ruslar bu kaleyi istila edip bazı yerlerini yıkmış iseler de sonra yine onarılarak müstevhi edilmiş ve neferler konmuştur. Yetmiş kulesi iki bin bedeni vardır. Samsun şehrinin suyuna (kanavkariz) derler, lezzetli bir sudur. Evleri kiremitli, bağlı, bahçelidir. Medrese, İmaret Darülhadis gibi şeyleri yoktur. 7 tane Sübyan Mektebi vardır. Açık yerdir ama yine demir atılabilir. Dağlarında yaban üzümü, nar rengi armut turşusu meşhurdur. Nice bir fıçılarla İstanbul’a getirilir. Gemi palavraları için kendir ipleri ise dünyaya yetecek kadar çoktur.”
KATİP ÇELEBİ
Yine Osmanlı gezginlerinden Katip Çelebi de Samsun’a uğramış.
İşte onun gözünden Samsun :
“Samsun Karadeniz kıyısında Kefe’nin tam karşısında ünlü ve görkemli bir kasabadır. Amasya suyu kasabanın doğusundan geçerek denize dökülür. Samsun’un güneyindeki dağ bir yay çizerek batıdan ve doğudan denizle birleşir. Samsun bu silsilelerin oluşturduğu yarım çember ile Karadeniz arasında alçak bir düzlüktür. Kayada eski yapı olarak bir kale ve kalenin içinde camiler, hamamlar ve çarşı vardır. Yörenin bir özelliği bir kaç ev bir araya getirilerek küçük bir yerleşim oluşturulmasıdır. Böylece 3-4 evi içeren, birbirinden uzağa serpilmiş öbeklere mahalleler adı verilir.”
J . MACDONAL KİNNEİR
1813- 1814 yıllarında Anadolu’yu gezen İngiliz seyyah J. Macdanol Kinneir ise; “koy kenarında ağaçlıklar arasında kurulmuş güzel bir Samsun manzarasından bahisle; şehrin etrafını Türkler tarafından inşa edilmiş olması lazım gelen bir sur ile çevrili olduğunu, beş hamamı ve büyük bir hanı bulunduğunu, nüfusunun 2000 olduğunu” anlatmaktadır.
MOLTKE
İngiliz seyyah Moltke ise Samsun’dan şöyle bahsetmiş :
“Samsun pek hoş, eski bir Ceneviz kalesi, birçok güzel yapılı Türk konağı, birkaç taş cami ve han uzaktan göze çarpıyor. Bütün kasaba bir zeytin ormanıyla çevrili bu zeytinlikler dağı kaplıyor ve köşkler ve bahçeler, evler görülüyor. Tepenin doruğunda bir köy var. Onun arkasında da 3000 ayak kadar yüksek ormanlık dağlar diziliyor. Öğleden sonra limanın ve çevrenin planını almak için faydalandım. Şehrin çeyrek mil kuzeyinde eski bir mendirek harabesiyle kazanılan temeller buldum; bunlar dev gibi iri yontma taşlardan yapılmıştı. Bunların arkasındaki tepe eski sur kalıntılarıyla çevrilmişti. Daha ilk çağlardan beri adı fenaya çıkan Karadeniz ne çok fırtınalıdır, ne de bizim Baltık denizi gibi çoğu zaman sisle örtülür. Onun gibi sığlık ve çatak yerleri de yoktur. Büyük tehlike en başta muhafazalı iskeleler ve emniyet altına alınmış limanların olmayışıdır.”
ZEYTİN ORMANLARIYLA KAPLIYMIŞ
Başka bir Osmanlı seyyahı İbrahim Sevük ise 19. yüzyılda bağcılığın yaygın olduğu Samsun’da, günümüzde Samsun Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bulunduğu yer bağ bahçeleri ile kaplı olduğunu yazmış. “Buna bağlı olarak özellikle Rumlar ve Ermeniler arasında şarapçılık yaygın bir tarım sanayi kolu olarak gelişmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında yıllık üzüm rekoltesi 26.000 kilogramı geçmekteydi. Ayrıca siyah ve kokulu bir tür üzümden sirke de üretilmekteydi. Mert Irmağı ve Kürtün Irmağı arasında da bağcılık yapılmakta, dutluklar bulunmaktaydı. Fakat 1908 yılında Dimetoka ve Edirne gibi şehirlerde görülen bağ ve dut hastalığı şehirlilerin gözünü korkutmuş, bağlar bozulmuştur. O dönemden sonra bağcılık Samsun’da önem görmemiştir.” diye kaydetmiş.
MOLTKE’NİN MEKTUPLARI
Helmuth Karl Bernhard von Moltke’nin Türkiye Mektupları adlı eserinden 19. yüzyılda Samsun’da zeytin üreticiliği de yapılmakta olduğu öğrenilmektedir. Kitapta çevresi zeytin ormanı ile kaplı şeklinde tanıtılan Samsun’da zeytin üretimi yıllık 13.000 kilograma kadar ulaşmaktaymış.
1870’li yıllarda zeytincilik ve bağcılığın yerine tütüncülük ön plana geçmiştir. Bununla birlikte zeytin ağaçları sökülmeye başlanmış ve boşalan alanlar tütün tarlası haline getirilmiştir. Özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşan tütün ekimi halkın en önemli gelir kaynağı haline gelmiştir. Kayıtlara göre 1873 yılında ülke dışına 1.815.450 kilogram, ülke içine ise 358.223 kilogram tütün sevk edilmiştir.1890 yılında ise ülke dışına 3.171.200 kilogram, ülke içine 1.931.000 kilogram tütün sevk edilmiştir. 1893 yılında Samsun’da tütün fabrikasının açılmasıyla birlikte üretilen tütünlerin bir bölümü bu fabrikada işlenmeye başlamıştır.
O YILLARDA SAMSUN’DA TARIMCILIK
Tütüncülüğün yanı sıra tahıl üretimi de Samsun’da önemli bir yer tutmaktaydı. Buğday, arpa ve mısır önemli tahıl ürünleri idi. Pirinç, çavdar ve yulaf da seyrek olarak üretilmekteydi. 1883 yılı kayıtlarına göre 1879 yılında 320.850 okka pirinç, 873.988 kile mısır yetişmiştir. Ayrıca aynı kayda göre şehirde 2.178 adet sergen bulunmaktaydı. Ayrıca 1887 yılı kayıtlarında yıllık pamuk üretiminin 5.000.000 kilogramdan fazla olduğu bilgisi yer almaktadır. 1899 ürün cetvelinde ise 1.183.500 okka keten yetiştiği ve bir de kendir mahzeni bulunduğu bilgisi yer almaktadır.
Kadıköy’de bulunan asma kütükleri ile Kılıçdede’de bulunan sık limon ağaçları bu ürünlerin bir dönem yörede yetiştirildiğini kanıtlamaktadır.
DEREKÖY KARPUZU MEŞHURMUŞ
Sebzecilik ve meyvecilik de 19. yüzyıl Samsun’unda yaygın olarak görülen tarım kollarından biridir. Fasulye, patates, soğan başta olmak üzere salatalık, kabak, lahana, pırasa gibi çeşitli sebzeler yetiştirilmekte idi. 1870 ürün raporlarında Samsun’da 195, Bafra’da ise 300 bahçe olduğu yazmaktadır. Meyve ağaçları ise daha ziyade evlerin bahçelerinde yetiştirilmekteydi. 1900’lü yılların başında Madozyan isimli bir Ermeni’nin meyve çiftliği vardı ve 1940’lı yıllarda il özel idaresi tarafından Madozyan Çiftliği adı altında işletilmekte idi. Buna ek olarak Lütfü Deveci Çiftliği de bir diğer meyve çiftliği idi. Çiftliklerle birlikte Çarşamba’da şeftali, elma, armut, kayısı, erik, kiraz, vişne, ahlat ve ceviz yetiştirilmekteydi. Ayrıca Dereköy karpuzu da Samsun’da yetiştirilmekte ve yörede ünlüydü.
CUMHURİYET DÖNEMİ
1943 yılında şehirde tarımın desteklenmesi amacıyla 20.000 dekar üzerine Gelemen Devlet Üretim Çiftliği kurulmuştur. Ayrıca Çarşamba’da Ziraat Bankası’nın 100.000 dönümlük iki çiftliği vardı. 1949 yılında da meyveciliğin gelişmesi için Vilayet Çiftliği adında bir çiftlik kurulmuş ve halka fidan dağıtılmaya başlanmıştır.
Kara sapan, pulluk, tırpan, kağnı, orak gibi aletler ile kas gücüne dayanarak yapılan tarım 1940’lı yıllarda yerini makine gücüne bırakmıştır.
Samsun’da 1940 yılında 32 traktör, 405 tek tekerli, 1050 çifttekerli pulluk, 15 pancar mibzeri bulunmaktaydı. Çarşamba Ovası ve Bafra Ovası’ndaki bataklıkların kurutulması ve verimli tarım alanlarının açılması nedeniyle 1950’li yıllarda traktör sayısı hızla artmıştır. Bunlara bağlı olarak geleneksel tarım aletleri hızla terk edilmiştir.
GÜNÜMÜZE GELİNDİĞİNDE..
Günümüzde yüzölçümünün %47’si tarım alanlarından oluşan Samsun’da başlıca olarak tahıllar, baklagiller, endüstriyel bitkiler, yağlı tohumlar ve yumru bitkiler yetiştirilmektedir. Son dönemlerde artan yatırımlarla birlikte organik tarımın da yapılmaya başlandığı bir şehir haline gelen Samsun’da organik karpuz ve ekolojik yumurta gibi ürünler yurtiçi ve yurtdışına dağıtılmaktadır. Narenciye domates, üzüm gibi eskiden bu yana üretilen meyveler günümüzde de önemli ihracat ürünlerindendir.
2012 yılı verilerine göre şehirde toplam 381.873 hektar işlenmiş tarım alanı ve uzun ömürlü bitki ekim alanı bulunmaktadır ve bunların 245.423 hektarı hasat edilmiştir. Aynı yıl elde edilen verilere göre 1.804.703 ton tahıl ve diğer bitkisel ürünler üretilmiştir. Toplam tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında 2008-2012 yılları arasında %24 artış olduğu görülmektedir. Toplam tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi içinde saman ve ot üretiminin payı %61 olarak gerçekleşmiştir.

Yine 2012 yılında 1.373.389 ton sebze elde edilmiştir. Toplam sebze üretim miktarına bakıldığında 2008-2012 yılları arasında %10,8 oranında artış olduğu görülmektedir. Samsun’un 2012 yılında Türkiye sebze üretimi içinde sebze üretimi payı ise %4,9 olmuştur.

2012 yılında istatistiklere geçtiğine göre Samsun’da 168.328 ton meyve elde edilmiştir. Toplam meyve üretim miktarına bakıldığında 2008-2012 yılları arasında %10,6 oranında düşüş olduğu görülmektedir. Samsun’da bu yıllar arasında en fazla üretilen grup fındığın da içinde bulunduğu zeytin ve diğer sert kabuklular grubu olmuştur. 2012 yılında Samsun meyve üretimi, Türkiye meyve üretimi içinde %0,9’luk bir paya sahip olmuştur.
2012’de Samsun’da 979 organik üretim yapan çiftçinin ektiği 4.421 hektar alanda üretim 6.475 ton olarak kayıt altına almıştır. Samsun bu miktarla Türkiye organik tarım üretimi içinde %0,4’lük pay elde etmiştir.
2012 yılında kaydedilen tüm bu tarımsal üretimin toplam değeri 4.052.085’dır
ATAKUM AYGIR DEPOSUYMUŞ.
Hayvancılık da tarım gibi Samsun’da eskiden beri yapılmaktaydı. Yörede bulunan Osmanlı süvarileri at ihtiyaçlarını Bafra’da ve Çarşamba’da yetiştirilen Canik atlarından karşılamaktaydı. Bu atlar çevik, uzun yola dayanıklı ve düzgün yürüyüşleri ile tanınmışlardı.
II. Bayezid döneminde Bafra’da 20.000 kısrağın bulunduğu bir hara olduğu da bilinmektedir fakat zamanla bu atlar yok olmuşlardır.1930’larda kuvvetli ve boylu at yetiştirmek için Matasyon’da (günümüzde Atakum) bir aygır deposu açılarak Fransa’dan biri safkan İngiliz, biri safkan Anglo-Arap ve biri de yarım kan Anglo-Norman olmak üzere 3 at ithal edilmiştir. 1931, 1932 ve 1933 yıllarında halkın damızlığa elverişli atlarıyla çiftleştirilerek istenilen nitelikte taylar elde edilmiştir.

 

Etiketler: » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

1+6 = ?